|
Temmuz: Darbe ve suikast
ayı
Hanedan üyeleri arasında cinayet ve entrika Osmanlı
tarihine özgü bir durum değildir. Özellikle temmuz bu tür girişimlerin
zirveye çıktığı aydır
Osmanlı tarihi
Türkiye’de yanlış öğretilir;
daha da kötüsü abartmalarla... Bu tarihin ayırıcı niteliği olarak;
birbirini katleden kardeşler ve hanedanın kadın üyelerinin entrikaları
anlatılır. Şurasını belirtmek gerek:
Britanya gibi anayasal monarşinin
anayasa metni olmadan temel kurumlarına
18’inci yüzyılda sahip olanı ve 19’uncu asırdan itibaren de Batı
Avrupa ve Orta Avrupa’nın monarşileri
hariç; hanedan üyeleri arasında katl, cinayet ve ortadan kaldırma ve
kadın hanedan üyelerinin siyasi entrikaya karışması umumi bir tarihi
gerçektir. İçinde bulunduğumuz temmuz ayı darbeler ve saray
suikastlarının ayıdır.
Osmanlı’da sistem ancak 19’uncu yüzyılda oturdu
1762’de Rusya çariçesi, geleceğin ünlü II. Katherina’sı,
Gregory ve Aleksey Orlov kardeşlerin örgütlediği bir saray darbesiyle
kocası Çar III. Petro’yu önce hapsettirdi ve zavallı çar birkaç gün
sonra hücresinde insan azmanı Aleksey Orlov’un pençeleriyle boğuldu. III.
Petro’nun akıbetini oğlu Çar I. Pavel de aynıyla yaşayacaktır. Çar IV.
İvan’ın (Korkunç) her gün cellat veya
suikast bekleyen çocukluğu, Ivan’ın
oğlu ve Rurikler hanedanının son temsilcisi küçük Çar Dimitri’nin
Moskova civarında Ugliç’te Boris
Godunov tarafından öldürtülmesi, 17’nci asrın sonunda ablaları
Sofya’nın naibeliği altında sözde
çarlık yapan Petro (Büyük) ve V. Ivan’ın hangisinin daha erken telef
edileceğini bekleyerek yaşamaları gibi örnekler malum. VIII. Henry’nin
çocukları Kraliçe Mary ve Elizabeth’in aynı şekilde gerilimli hayatları
bir başka örnektir.
Örnekler hem garpta hem de şarkta çok yaygın. Monarşilerde cinayet ve
suikastı önleyen iki unsur var; birisi sağlam bir veraset hukukudur.
Nitekim Osmanlı bunu I. Ahmed’in saltanat veraseti sistemini
değiştirerek denemiştir.
Ama veraset sistemi tek başına bir güvence sayılmaz. Asıl olan ordu,
kilise, dini kurumlar, gelişen kapitalizmin yarattığı işadamları ve
tüccarların haklı olarak bekledikleri güvenceli saltanat sistemidir.
Dünyanın hatta Avrupa’nın bile bu seviyeye çok geç ulaştığı açıktır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda her şeye rağmen sistemin oturması ancak
19’uncu yüzyılda görülmeye başlamıştır. Bu asırda bile darbelerin
önlenemediği açıktır.
Modern
Mısır’ı kuran diktatör
Kavalalı Mehmet Ali Paşa Mısır’ın
merkezi idare kurmasını ve çağdaş medeniyete adım atmasını sağladı
3 Temmuz 1805’de yani bundan tam 205 sene önce, Mehmet
Ali Paşa Mısır valisi tayin edildi. 35 yaşındaydı, Kavala’da doğmuştu.
Arnavut olduğunu başta Yunanlı
tarihçiler ve Mısırlılar hep tekrarlar. Son zamanlarda kendisinin
Konyalı hatta Bayburtlu olduğunu ileri sürenler de vardır. Çocukları
İbrahim Paşa ve Tosun Paşa ve torunları Mehmet Ali’nin hanedanı olarak
Mısır’ı Cemal Abdülnasır’ın diktatörlüğüne kadar idare etti.
Hep Türkçe konuştular, bazıları Arapçayı çok iyi öğrendi. Ama Mısır’ı
modernleştirdiler ve Türkçenin yanında
Arapça kayda girdi. O kadar ki Türkçe
matbaanın alâsı dahi o zaman
Kahire yakınlarındaki şimdi şehrin
içinde kalan Bulak semtinde bulunurdu.
Arap harfli Türkçe eserlerin en
güzelleri burada basıldı.
Mısır’ı Fransızlar işgal etmişti,
General Bonaparte bir âlim ve ressam
birliği ile Mısır’ın eski eserlerini, bitkilerini gravürlere aktardı.
Mehmet Ali’nin Fransız işgaline karşı Mehmet Hüsrev Paşa komutasında
başarıyla çarpışan komutanlardan olduğu açık. Fransız işgalinden sonra
hırslarına kapılan yerli Memluk beylerini, Mısır ayan eşraf ve ulemasını
birbirine kırdırdı. Mısır’a hâkim oldu. Onun valiliğiyle de bu ülke
merkezi idare ve çağdaş medeniyete adım attı.
Osmanlı’yı “bitiren” sefer
Arazilerin idaresini tek elde toplattı ve sonra kendi komutanlarına ve
akrabalarına dağıttı. Bereketli Mısır ülkesinde nadir ellerde toplanan
geniş arazilerle gelir arttı. Altyapıya ve asıl önemlisi eğitime önem
verdi... Kendi eğitimsizdi ama Mısır için eğitimli bir
bürokrasi yarattı. Torunları zamanında
Mısır müzesi, operası ve üniversitesiyle modern dünyaya açıldı.
Birkaç yıl içinde Mısır’daki
Çerkez ve Türk asıllı Memluk beylerini
adamakıllı etkisizleştirdi. Mısır’ın
Hicaz üzerindeki kontrolünü kurdu, yani
isyan halindeki Vahabileri bastırdı. Navarin’de 1827’de uğradığı
kayıpları bahane ederek Babıali’den
Suriye ve
Filistin’in vilayetini istemişti,
verilmeyince oğlu İbrahim Paşa’yı Osmanlı’ya karşı sefere yolladı.
Devlet-i aliyyenin Batılı büyük devletlerin kontrolüne girmesine neden
olan olaydır. Sonunda
15 Temmuz 1840
Londra Antlaşması ile Mısır’ın idaresi
irsi olarak bu hanedana verildi.
Bazı yanlışlar var; Mısır’ın böylece Osmanlı’dan koptuğu tekrarlanır,
özerkti ama koptuğu söylenemez. Hidiv hanedanı üyelerinin yaşamları ve
yaptırdıkları eserlerle Tanzimat medeniyetinin yayılmasındaki önemli
rolleri inkar edilemez. Nihayet Birinci Cihan Harbi başladığı zaman Türk
taraftarı olduğu ve
İstanbul’u kayıtsız şartsız
desteklediği için İngilizler tarafından tahtından edilen Hidiv Abbas
Hilmi Paşayı unutmamak gerekir. Hem İstanbul hem de
Dalaman gibi zirai merkezlerde önemli
yatırımları vardı.
Servet farkı sorunu çözülmedi
Birinci Cihan Savaşı başladığında İngilizler hanedanın öbür kolundan
olan Fuat’ı iş başına getirdiler (Bu arada tahta geçirdikleri Sultan
Hüseyin Kamil bu makamı ve tahtı reddetmiştir). Fuat’ın oğlu da malum
Kral Faruk’tu. Ancak 1952’deki darbeden sonra General Necib, Abbas
Hilmi’nin oğlu olan Prens Abdülmunim’i saltanat naibi olarak ilan
ettirmiştir. Bu durumda naibe de onun eşi olan son padişah Vahdettin ve
Halife Abdülmecid’in torunu Neslişah Sultan’dır. Bir müddet sonra Cemal
Abdülnasır ile çatışmaya düştüler, hatta hapsedildi ve Mısır’ı terk
etti.
Mehmet Ali Paşa Mısır’ı kalkındırdı, hanedanı kendini
Mısırlı olarak gördü. Mısırlı Arap milliyetçileri bu konuda aşırı ve
haksız değerlendirmelerde bulunmuş olabilirler ama Hidiv hanedanının
Mısır’ın çağdaşlaşmasında ve seçkin zümre yaratmakta önemli katkıları da
olmuştur. Kuşkusuz Osmanlı hanedan üyeleri gibi mütevazı şartlarda
yaşamadılar. Zaten Mısır büyük servet farklarının olduğu bir ülkeydi. Bu
yapının köklü değişikliğe uğradığı söylenemez. |