Marmaris belediyesinin
denizcilik ve bahar festivali etkinliklerine katılmak üzerine
Kırgızistan’dan Marmaris’e gelen Kırgız öğrencilerin tiyatro
gösterisi izleyenlere duygu dolu anlar yaşattı. Cengiz Aytmatov’un
ölümsüz eserlerinden olan Mankurt isyanı tiyatroya uyarlanışını
başarıyla oynayan Kırgızistanlı öğrenciler gösteriyi izleyenlerden
tam not aldılar. Marmaris Sabancı Lisesi gösteri salonunu dolduran
izleyicilerin Mankurt efsanesi oyununun sergilenişi sırasında
gözyaşlarına hakim olamadıkları gözlendi. Marmaris Sabancı Lisesi
salonunda gerçekleştiren tiyatro oyununda oyuna konu olan ve adı
tarihe Nayman ana olarak geçen göçebe bir kadının oğluna yapılan
akıl almaz işkence konu edilmiştir.
Ana- beyit mezarlığının
bir efsanesi, Juan- Juanlar’ın bozkırı işgal ettikleri çağlara
dayanan bir hikayesi vardı: Sarı Özek’i işgal eden Juan- Juanlar
tutsaklara korkunç işkenceler yaparlarmış. Bazen de onları komşu
ülkelere köle olarak satalarmış, satılanlar şanslı sayılırmış, çünkü
bunlar bazen bir fırsatını bulup kaçar, ülkelerine dönerek Juan-
Junlar’ın yaptığı işkenceleri, anlatırlarmış. Ama asıl işkenceyi,
genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esirlere yaparlarmış.
İnsanın hafızasını yitirmesine, deli olmasına yol açan bir işkence
usulleri varmış. Önce esirin başını kazır, saçlarını tek, tek
kökünden sökerlermiş. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir
deveyi yatırıp keser, derisini yüzermiş. Derinin en kalın yeri boyun
kısmı ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır,
taze, taze esirin kan içinde kazınmış başına sımsıkı sararlarmış.
Böylece sarılan deri, günümüzde yüzücülük sporu ile uğraşan
sporcuların kullandığı kauçuk başlığa benzermiş. Yapılan bu
işkenceye deri geçirme işkencesi derlermiş. Böyle bir işkenceye
maruz kalan tutsaklar ya acı içerisinde kıvranarak ölür, ya da
hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan
bir MANKURT’ yani geçmişini bilmeyen bir köle olurlarmış.
Bir Mankut kim olduğunun,
hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, babasını, çocukluğunu
bilmezmiş. İnsan olduğunun farkında bile değilmiş. Bilinci, benliği
olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili
yok, bir hayvandan farksı, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç
tehlike ar etmeyen bir köle imiş. Köle sahibi için en büyük tehlike,
kölenin başkaldırması kaçmasıdır. Ama Mankurt isyanı, itaatsizliği
düşünmeyen tek varlıkmış. Efendisine köpek gibi sadık, onun sözünden
asla çıkmayan, başkalarını dinlemeyen, karnını doyurmaktan başka bir
şey düşünmeyen bir yaratık. En pis, en güç işleri büyük sabır
isteyen çekilmez işleri gık demeden yaparlarmış. Sarı Özek’in ıssız,
engin kavurucu çöllerine ancak bir Mankurt dayanabileceği için,
buralarda deve sürülerini gütme işi onlara verilirmiş. Böylesine
yitik yerlerde, bir Mankurt birkaç kişiye bedelmiş, yanına
yiyeceğini, içeceğini verince kış demeden, yaz demeden o ilkel
hayata dönüşten dolayı sızlanmayı düşünmeden kalabilirmiş bozkırda.
Onun için düşünmeden kalabilirlermiş bozkırda. Onlar için önemli
olan tek şey efendilerinin emirlerini yerine getirmekmiş.
Açlıktan ölmemesi için
yiyecek, donmaması içinse eski, püskü giyecek verildiğinde başka bir
şer istemezlermiş. Bir tutsağın içine korku salmak için ona
kafasının uçurulacağını ya da başka bir yerinin kesileceğini
bildirmek; onun hafızasını silme, son nefesine kadar taşıyacağı ve
başkalarının anlayamayacağı yegane kazancı olan bilincini kökünden
yok etme cezası yanında hiç kalırmış.
Ahmet YILMAZ